Okurun Habercilerden Beklentileri

Bir vatandaş olarak olup bitenlerden haberdar olmak en doğal hakkımız. Gazete, televizyon, internet gibi tüm basın yayın kanalları bizlere doğru haber vermek, haberi doğru şekilde iletmekle yükümlüdür. Gazetecilik duyduklarını genelleyerek aktarmak değil, araştırıp, haberin çıkış kaynağını belirleyip, belgeleriyle sunmaktır.

Her gazeteci, haberci yaptığı işin ciddiyetinin bilincinde mi? Okurları için inandırıcı mı? 2009 yılında Hollanda’da düşen THY uçağı ile ilgili medyamızın bize yaşattığı kaosu hatırlayalım. Bilgiler kesinleşene kadar Hollandalı yetkililerin ağzını bıçak açmamıştı. Ya biz? Her kafadan bir ses ve her  kafadan çıkan sesi adeta rapor gibi bizlere sunan medya. Yetki verdiğimiz sözde yetkililerin açıklamaları bile ”miş,muş, öyle diyorlar…” şeklinde  hiç bir desteğe dayanmayacak, ”dedikolarının yalancısıyım” türünden. Satır aralarını okursak ”Ben de bir şey bilmiyorum ama yetkili olarak bir şey söylemem isteniyor. Ne desem yalan olur. Herkes başının çaresine baksın” asıl demek istedikleri bu idi. Elinizde kesin bilgiler yoksa açıklama yapmak zorunda olduğunuzu size kim söyledi? Bile bile yanlışa nasıl bu kadar sadık kalıyorsunuz? Hollandalı yetkililerden hiç mi ders almadınız yoksa Avrupalıdan ders almak zorunuza mı gidiyor? Kulaktan kulağa aldıkları uydurma bilgileri insanların gözlerinin içine baka baka kesinmiş gibi söyleyenlere ne demeli? Uçağın düştüğü yerde ölü, yaralı olup olmadığı daha araştırılırken, ”Hiç ölen yok”,  ”…. sayıda ölü ve yaralı var” açıklaması yapan yetkililer, kafasına göre yazıp çizen, söyleyen medya mensupları? Bence yetkili ağızlar ne masal anlatırsa anlatsın, sorumlu gazetecilikte gerçek kaynağından bilgi ulaşana kadar beklenmeliydi (Tabi pratikte böyle bir şey mümkün değil. Gazetecilik anlayışı kökünden düzelmediği sürece birileri sizden yalan da olsa haber yapmanızı isteyecektir). Hollanda medyasının ve yetkililerinin uçak kazası sonrası en takdir ettiğim davranışı, kazada ölen ya da yaralanan kişilerin ailelerine duydukları saygı gereği, ailelere tek tek haber vermeden  isimleri medyada yayınlamamaları idi. Bizim medyamız, yetkilimiz, hatta vatandaşımız bile, isimler paldır küldür, kesinleşmeden yayınlanırsa umut içinde bekleyen ölü yakınlarının yaşayacağı traumayı düşünemediler, hatta Hollanda medyasını suskunlukları için eleştirme cürretini gösterdiler.

Hollanda’da düşen uçak malesef son kötü habercilik örneği değildi. Ders alınmadı. Hemen hemen her gün bilgisizlikten doğan kargaşayı, dedikodu haberciliğini okumaya, duymaya devam ediyoruz. Deprem olduğu zaman, depremin şiddetinde bile kimse mutabık değil. Her köşeden farklı rakamlarla beynimiz sulanıyor, kafamız karışıyor ve ”ona mı inansam, buna mı inansam”  papatya falları açılıyor. 

Medyanın inandırcı olmadığı kadar, hedef gösterme, kendi fikirlerine ters düşenleri yargılama, tuzağa düşürme terörü yarattığını da tarih bize göstermiştir. Siyasi anlamda medyanın takım tutar gibi fikrinde sabit olduğunu biliyoruz. Bana gazeteni söyle, sana kimin tarafında olduğunu söyleyeyim. Hangi fikirden olursa olsun haberin bir tarafından tutup göstermek istediklerini ön plana çıkarıp, bir açıdan bakmanı sağlıyorlar, sinemada oturacağın yeri sana ışık tutup gösteren yer göstericiler gibi. Duvarlarınızı, bakış açınızın sınırlarını çiziyorlar. Siyasi anlamda tarafsız bir gazete ya da televizyon olur muydu, olursa nasıl olurdu bilemiyorum, çok uzak hayal gibi.

”Kanınızı donduracak görüntüler!” cümlesini gazetelerde görmediğim, televizyonda duymadığım zaman yayıncıkta bir adım da olsa ileri gidildiğine inanacağım. Toplumumuzda ceset, kan, dehşet görmeye ne acıdır ki merak var. Trafik kazalarında ceset görmek için toplanan, yanmış otobüsün, düşen uçağın yanında hatıra fotoğrafı çeken insanlar benim gerçekten kanımı donduruyor. Bir cinayet haberi, ölüm haberi vermek için kan, ceset, kopmuş uzuv resmi göstermek zorunda değilsiniz. Ölüye ve ölü yakınlarına saygısızlıktır bu ve suç olmalıdır. Medyada düşünce özgürlüğü olmalı ama bu suç işlemeye özgürlük anlamına gelmez. Çok değil, belki 4, belki 5 yıl önce çok seyredilen bir Türk tv kanalının ana haber bülteninde sözde karartılmış ama bariz kafa uçurulması görüntülerini izlemek zorunda kaldım. Bir yetişkin olarak beni olumsuz yönde etkilerken, hiç unutmayacağım o sahneyi izleyen çocukları düşünüyorum. Diğer taraftan da gözleri önünde yıllarca cart curt kurban kesilmesine, şiddete alışık bir toplum olarak bilinçsiz insanları etkilediğini sanmıyorum. Bu kötü örnekler yüzünden ülkemiz ile ilgili haberleri bile dış kaynaklı basından takip eder oldum. Toplum şiddete iyice duyarsızlaşmış ama ben artık kan, ceset görmeye tahammül edemiyorum. 

Başka bir habercilik ahlakına uymayacak örnek: Geçen yıllarda aynı tv kanalının haber spikerinin şu sözleri habercilik ahlakına ne kadar yakın sizce? Ekranda, ana haber bülteninde bir sel haberi veriliyor ve bir adamcağız selde sürükleniyor. Ekran karatma falan da yapılmamış. Spikerin cümleleri aynen şöyle: ”Evet, şu anda ………. isimli vatandaşımızı boğulurken izliyorsunuz”. (!?!?) Bu bırakın haberciliğe, insanlığa söylenen hakaret. Ölüye ve yakınlarına küfür değil de nedir sizce?

Medyada ekran, fotoğraf  karartma bu yüzyılda açıklanabilir  bir mantık değil. Böyle görüntülerin hiç bir şekilde verilmemesi gerekir. Bu konuda tepki vermede niye kendimi yalnız hissediyorum, niye senelerdir şiddet görüntülerine maruz kalıyoruz da kimseden tepki yok diye blog yazımı okuyan sizlere soruyor, bu konu üzerinde düşünmeye ve tepki vermeye herkesi davet ediyorum.

Advertisements

Leave a comment

Filed under Uncategorized

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s